Giriş

HASSA İLE İLGİLİ ARAŞTIRMA ÇALIŞMALARIM

Ben, ne tarihçiyim ve ne de edebiyatçı… Sadece Hassa’nın tarihi yazılsa ne olur, yazılmasa ne olur diyenlerden değilim. Gönül isterdi ki; bu işi tarihçiler yapsın. Ancak acı bir durum: Hassamız tarihçi yetiştirmemiş. Bir coğrafyacı olarak ve haddimi zorlayarak bu işe kalkıştım. Hassa tarihine bir nebze katkım olursa kendimi bahtiyar addedeceğim. Hassa için oldukça gecikmiş olan araştırmalarımda yardımlarını esirgemeyen meslektaşlarım Kadir ASLAN ve Mehmet TEKİN’e teşekkürlerimi sunarım. Bu arada araştırmalarımda bana köstek olan kişi ve kuruluşlara da dargın olmadığımı belirtmek isterim. Çünkü; her yeniliğin bir dirençle karşılaşması normaldir.

Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünde lisans eğitimimi yaparken Hassa ve çevresiyle ilgili kaynak taramasına başladım. O günden bu zamana kadar olan çalışmalarımın sonuçlarını güzel memleketimin güzel insanlarıyla paylaşmaktan şeref duyarım.

Bu arada belirtmek isterim ki; düşmanla iş birliği yaparak vatanın istiklalini baltalamış ve insanlarımızın acı çekmelerine sebep olmuş bazı kimselerin adlarını da onların suçsuz olan çocuk ve torunlarını ihanet damgası yemekten alıkoymak için yazmadım. Yinede birilerini incitecek her hangi bir şey yapmışsam bunun yaptığım işin kutsiyetine ve heyecanıma bağışlanmasını dilerim.

Ali COŞKUNER

HASSA’NIN KURULUŞU

HASSA’NIN KURULMASININ KOZANOĞLU VE İNGİLİZLERLE OLAN İLGİSİ

Kırım savaşı (1853) esnasında her taraftan askerler toplanıp gönderildiği sırada, “Acaba Kozanoğlu da savaşa gönderilebilir mi?” diye konuşuluyordu. O zaman İngiliz baş tercümanı olan Pizani, Reşid Paşa’ya gelip “eğer teminat verirseniz Biz Kozanoğlu’nu muharebeye sevk ederiz” demiş. Reşid Paşa bundan ürküp: “Kozan bir müddet daha bu hal üzere giderse oraya ecnebi eli girer ve kozan da, bir ayrı hükumet şeklini alır. Şu halde Kozan’da şimdiye kadar Devlet emirleri geçerli olmamış ise de, yabancı devletlerce tanınmış bir hükumet değildir. Fakat ecnebi müdahalesine maruz olur ise, O da başımıza bir bela olur. Şimdi sırası değil, lakin ileride Kozan’ı taht-ı zapt u rapta (disiplin altına) almalıyız” der. (A.C.Paşa.Maruzat-Sayfa 113).

Kırım Savaşı sona ermişti(1856). Kozan hakkında Reşit Paşa’nın fikirleri hatırlardan çıkmamıştır. Gâvurdağı da eskiden beri isyan halindedir ve bu esnada önemi çok artmıştır. Karşı tarafında Kürt dağı da Ona benzer bir hale geldi.Akçadağ(Malatya) serkeşi haldedir. Dersim ise eşkıya yuvasıdır. Etraftaki caniler oraya sığınarak ceza pençesinden kurtuluyorlar.Bu dağlar sebebiyle bir çok aşiretler dahi isyan halinde başıbozuk dolaşıyorlar. (A.C.P. Sy.115) Kozan’a komşu Maraş’a bağlı bir küçük Zeytun nahiyesi de isyanda ve ahalisi Ermeni olduğu için Fransa imparatoru onları sahipleniyor.(Sy. 116)

FIRKA-I ISLAHİYYE’NİN KURULUŞ SEBEBİ

Kozan ve çevresi üzerine gönderilecek ordu kurulmaya başlandı. İsyancıları düzeltmek amacıyla kurulduğu için adını da Fırka-ı Islahiyye koydular.

FIRKANIN KURULUŞU

Kumandanlığa İbrahim Derviş Paşa, komiserliğe(mülki amirliğe) ise Ahmet Cevdet Paşa getirildi. Derviş Paşa, çoğunluğu Zeybek ve gerisini Arnavutlardan oluşan 7 tabur asker seçti ki tamamı son model silahlarla donanımlı idi.

Hassa 2. süvari alayı da kaymakam Gedik Ali bey(paşa) kumandasında Fırkaya katıldı.

Kurmay subaylar, erkan-ı harbiyyenin en seçme zabıtlarındandı. Bunlar arasında Binbaşı Ahmet Muhtar efendi(paşa) de bulunuyordu.

Girid’den, Halep, Maraş ve Adana’dan da birer tabur katıldı. Toplam 11 tabur piyade ve 1 alay süvariden oluşuyordu.Ayrıca Kurd İsmail paşa da 1 alay süvari ve 4 tabur piyade ile Sivas tarafından Kozan’ın doğusuna hareket etti. Mirliva Hasan paşa, Payas’ta hazır olacaktı. Gürcü beylerinden Mirimiran Arslan paşa 200 Gürcü ve Çerkez atlılarıyla ve Kürd beylerinden meşhur Eleşkirtli Mehmed bey 300 kadar Kürd atlısıyla Maraş’a doğru gelmek üzere idiler. 5 kıta dağ topu vardı.

GÂVURDAĞI TARAFLARINDA DURUM

Maraş-Kırıkhan arasındaki vadide aşiretler gezip dolaşmakla birlikte yolcular için uygun değildi. Bu yol, Fırka gelene kadar 15-16 yıl kapalı kalmıştır.

Türkmen aşiretlerinden Reyhaniyye aşireti Amik ovasında, Delikanli ve Çelikanlı namındaki Kürd aşiretleri Dumdum ovasında kışlarlardı. Gâvurdağının batı tarafında Üzeyr(Payas) Sancağı Ceyhan nehrine kadar uzanır.Tecirli ve Cerid namındaki Türkmen aşiretleri de Payas sancağına bağlıydı. Bu sayılan aşiretlerin tamamı da yazın Maraş üzerinden geçerek Uzunyayla plâtosuna giderlerdi. Böylece aşiretlerin hepsi, senede 2 defa Maraş’tan geçerlerdi.

Bu geliş-gidişlerde güzergâh üzerindeki ekili yerler zarar görürdü. Özellikle Çelikanlı ve Tecirli eşkiyası soygun ve gasp olaylarına kalkışırlardı.

Gâvurdağının Doğu tarafında Ekbaz, Tiyek ve Hacılar nahiyeleri vardır. Ulaşlıdan Kapulu isimli bir küçük oymak Tiyek nahiyesine bağlı olup yazın Tiyekliler yazın yaylamak için Kapulu yaylasına çıkarlar.

Hacılar nahiyesi Amik ovası ve Beylan(Belen) nahiyesi ile hemsınırdır. Hacılara bağlı Karafakılı aşireti dağın zirvesinde yerleşmiş olup Ulaşlılar gibi vahşi ve serkeşdirler.

Bu 3 nahiye de Çobanoğullarından oluşan yerli Türk beyleri hükumet ederlerdi. Üçü de Maraş’a bağlı ise de araya asi Kürd (Ekintili, Kürd bahçesi, Hanağzı, Çerçili ve Kerkütlü) nahiyeleri girmiş olduğundan Maraş zaptiyeleri serbestçe gidip-gelemezdi. Yani buralarda Maraş mutasarrıfının emirleri geçmezdi.

Beyler arasındaki müdürlük çekişmesi yüzünden Tiyekli Mehmet bey, müdürlüğünü tanımayan Hacılarlı Paşo beye karşı savaşa kalkışmıştı. Bundan dolayı Hacılarlılar Maraş tarafına geçemedikleri gibiMehmet beyin adamları da Amik Ovasına gidemezlerdi.

İSYAN HALİ

Kozan gibi Gâvurdağı da isyan halindeydi. Buralarda Kozanoğullarının hükumetlikleri geçerli idi. Gâvurdağı ise küçük küçük beyliklere ve ağalıklara bölünmüş olarak ahalisi haydut ve eşkıya sürüleri idi.

Payas sancağında öteden beri Küçük Alioğulları zorbalık yaparak hac yolu olan Payas caddesini muhafaza ederler ve yolculardan, hatta hacı öncülerinden bile vergi(bac/pac) alırlardı. Devletin emirlerine pek itaat etmezlerdi.

Ulaşlı aşiretleri dağın zirvesinde ve gayet sarp yerlerde sakin olup 4 ağalığa ayrılmış idi: -Karayiğitoğlu, -Kaypakoğlu, -Çend(ik)oğlu, -Ali Bekiroğlu.

Kürd dağında Deli Halil zorba ve hakim olup Kilis kasabasına kadar olan köyler hep onun hükmü altında idi. Kilis’te de istediğini hapsettirir, dilediğini de serbest bıraktırırdı. Kürd dağının Kurd dağının Maraş tarafında olan Keferdiz nahiyesi Maraş’a bağlı ise de Deli Halil, burada da emirlerini yaptırırdı.

Çerçili haydut ve eşkiya yatağı, gasp ve çalıntı malların pazar yeridir. Çerçilinin atlı haydutları ara sıra Ayntab ve Maraş yollarına saldırarak kan dökerlerdi.

İSYAN ÖZETİ

Payas’tan Kilis’e ve Belen’den Maraş’a kadar olan yerler hep isyan ve ihtilal halinde idi. Ulaşlı eşkiyası ise haydutluğu kendilerine meslek edinip Payas tarafına inip yolcuları soyarlardı. Osmanlı Hükumetince buralardan yeterince bilgi alınmayıp ancak Payas üzeri hac yolu olduğundan oraya güvenlik açısından bakılır ve Surre-i Hümâyûn(Hac zamanında Osmanlı padişahı tarafından fakir ve muhtaçlara dağıtılması için Mekke ve Medineye her yıl gönderilen para,v.s şeyler.) Adana’dan 1000 kadar atlı ile Beylan’a gönderilirdi. Yakın zamanda Gâvurdağı eşkiyası Payas’a varmadan önce Burnaz Köprüsü mevkiinde Surre-i Hümayûnu alıp gasp etmişlerdi. Bundan dolayı Fuad Paşa, Sure-i Hümayûnu denizden Beyrut’a ve oradan da Şam’a göndermeyi usul kabul etmişti.

Araştırma göreviyle Halep’e kadar gelen Kabûli Paşa’nın eksik ve yanlış bilgi toplaması sonucu Mısdık Paşa, çoluk çocuğuyla İstanbul’a gönderildi.

Mısdık Paşa’nın büyük oğlu Dede bey, dağa kaçar ve Ali Bekiroğlu Ali ağaya sığınıp isyana kalkışarak araısra bir gurup eşkıya ile aşağı inerek etrafa sarkıntılık eder oldu. Ulaşlı eşkıyası ise bu ihtilal halini fırsat bilerek sahillere ve Çukurova’ya inerek haydutluğa koyuldular. Bundan sonra da Payas yolu tamamen kapandı. Hatta Payas’taki tabur bile mahsur kaldı. Gâvurdağı eşkıyası, İskenderundan Beylan’a ve oradan Halep’e giden yollara kadar saldırır oldular. Mısdık Paşa sanki Gâvurdağı eşkıyasının önünde bir perde imiş ki; O kaldırıldığı gibi Ulaşlı eşkıyası meydana çıkıp her tarafa kötülük akıttılar.

Daha önce, Halep valisi tarafından Deli Halil ele geçirilip Edirne’ye kovulmuştu. Bu esnada Edirne’den kaçarak Kurd dağına gelerek serkeşliğini arttırmış olmasından, Gâvurdağının doğu yakasındaki isyan ve ihtilalin 2 kat arttığına dayanan Halep’ten feryad-imdat istenmekte idi.

Bu sırada Gâvurdağı ağalarından bazılarının yabancılar ile karışarak savaşa başlamış oldukları haberleri bile ulaştırıldı.

FIRKANIN İSKENDERUN’A GELİŞİ

20 Mayıs 1865’te İstanbul’dan hareket ederek 28 Mayıs 1865 tarihinde İskenderun’a gelindi. İskenderun’a 3-4 km uzaklıkta ve Belen tarafında ordugâh kuruldu. Bir gün sonra Girid’den vapur ile bir tabur asker daha geldi.

GENEL AF İLANI

Genel af beyannameleri yayınlanmış, Mısdık Paşa oğlu Dede beye de bundan faydalanması için özel olarak haber gönderilmiş ise de O, sonuna kadar savunma yapacağı cevabını vermiştir. Ali Bekiroğlu Ali ağaya sığınmış, kabile ve aşiretlerin geçerli usulleri üzerine kendilerine sığınanı korumaya mecbur olmuştur.

HAREKAT PLÂNI

Çeşitli malumat ve görüşmelerden sonra Kurd dağı ve Gâvurdağı arasına girip iki isyan gurubu birbirinden ayırılacak ve Ulaşlı dağlarına çıkılacak bir yol aranmak üzere Amik Ovası- Maraş çöküntü alanına hareket edilmesine karar verildi. Fakat bu alanda kılavuzluk edecek ve yeterli bilgi verebilecek insanlara ihtiyaç vardı.

Reyhaniyye boy beyi Mürseloğlu Mustafa bey(sonradan Mirimiran olan Mustafa Şevki paşa), Hacılar beyi Paşo beyle beraber geldiler. Böylece gerekli kılavuz bulunmuştu. İsyan bölgesine girişte ilk konaklama yeri hacılar nahiyesinin bir kenarı olacaktı. Paşo beyin, can düşmanı Tiyekli Mehmet beye rağmen Fırkaya güzel hizmet edeceği anlaşılmıştı.

Çok geçmeden, Mehmet bey de Hacılar tehlikesine(Mehmet beyin can düşmanları gördükleri yerde idam edeceklerdi) rağmen Reyhaniyye aşireti idarecilerinden birinin himayesinde olarak İskenderundaki ordugâha geldi. Böylece Reyhaniyye aşireti, Hacılar, Tiyek ve Ekbaz nahiyeleri de Fırkaya dahil oldular. Paşo ve Mehmet beyler asakir-i şahaneye zahire ve diğer levazım tedarik etmek için yerlerine gönderildiler. Mustafa beye ise Amik Ovası-Maraş çukurluğunun emniyeti vazifesi verildi.

Antakya ahalisi, Gâvurdağı eşkıyasından bezmiş olduğundan iftiharla hizmet için Antakya ileri gelenlerince nakliye hayvanı tedarik ettiler.

HAREKAT BAŞLIYOR

Birkaç gün kendilerine çekidüzen veren askerler Belen’e çıkıp, oradan Amik Ovasına indi. Hacılar ile Leçe arasında Kargılı mevkiinde ordu kuruldu. Dönüş yolu emniyeti için burada bir köy oluşturulmasına karar verildi. Hemen Hacılar nahiyesinden 30 ev indirilerek iskan edildi. Harekatın en önemli safhası Hassa’da yapılacaklar olacaktır.

HASSA’NIN KURULUŞU

Kargılı’dan 2-3 saat uzaklıkta olan Tiyek önünde İncesu mevkiinde ordu kuruldu. Hacılar, Tiyek ve Ekbaz beyleri buraya gelerek itaat arz eylediler. Burada hemen bir kışla binası yapımına başlandı. Hacılar, Tiyek ve Ekbaz nahiyeleri birleştirilerek kaza yapıldı.Yeni teşkil olunan kasaba kaza merkezi olmak üzere, kışla yanında birkaç 100 hanelik bir kasaba inşasına da başlandı. Fakat Fuat paşa azl olunup yerine Büyük Rüşdi paşanın Sadrazam olmasıyla ıslahat harcamaları kısıtlanmıştır.Bir süre sonra Rüşdi paşa azl ile yerine Âli paşa Sadrazam ve Fuat paşa hariciye nazırı oldu. Böylece kısıtlama kaldırıldı.

3 nahiyenin nüfus miktarına göre her birinin hissesine düşen evler ayrılıp indirilerek Kasabada 3 mahalle oluşturulması için ilgililere emir verildi.

Hassa kazasının her köyünde usulünce muhtarlar seçildi. 3 nahiyenin ileri gelenlerinden birer, Ermenilerden de bir (toplam 4) azadan oluşan bir kaza meclisi oluşturuldu. Yeterli miktarda zaptiye askeri tertip olundu. Bir kaza müdürü tayin edilip, bir de nâib(vekil) gönderilmesi için İstanbul’a bir teklif yazısı yazıldı.

Hızlı bir şekilde 3 nahiyenin nüfusu sayılarak yaş gurupları ayrılmaksızın baba vesair akrabaları ile beraber Haziranın evâilinde(başlarında) ordugâha getirilip kuraları çekildi. Fakat Hacılar nahiyesinin dağ başında yerleşik Karafakılı aşireti yerlerinin sarplığına güvenerek, kura davetine icabet etmeyip, Paşo bey de aciz kalınca Miralay İbrahim bey kumandasıyla geceleyin sevk edilen birkaç tabur piyade asakir-i şahane(Hassa askerleri) Karafakılı aşiretinin bulunduğu dağın tepesine çıktı.Burası ordugâha 8 saatlik uzaklıktaydı. Sabahleyin aniden aşireti basarak ekserisini alarak ordugâha götürdüklerinde henüz akşam olmamıştı. Getirilenlerden askerlik çağına girenler ayırılıp, diğerlerine kura çektirildi.

HASSA’NIN KURULUŞU

Hassa, Fırka-ı Islahiyye tarafından 1865 yılının Haziran ayının ilk haftası içinde kurulmuştur.

DÜŞMAN KARARGÂHINI BASAN KAHRAMANLAR

N. A. KONURALP’in “Hatay Kurtuluş Ve Kurtarış Tarihi” kitabında Güllükaya Savaşında düşman karargahına gece baskını düzenleyen 26 kahramandan 18’inin Hassalı olduğu yazılıdır. Bunlardan sadece Mehmet KAFADAR’ın adı geçmekte, Hassalı olduğu belirtilmemektedir. Hassalı olmayan 8 kişinin adları tek tek sayılmaktadır.

MİLLİ MÜCADELENİN İLK KURŞUNU HASSALIDAN

22 Aralık 2000 Tarihi Cuma günü, Ben, sayın Kadir ASLAN, sayın Emin CAN ve Mahmut ZEYTUN ile birlikte Dörtyol caddelerinde yürürken yanımıza bir adam yaklaştı. Sayın Kadir beye hitap ediyordu :

“Hoca yanlış yazmışsınız. İlk kurşunu atan adam olarak bir Hassalıyı yazmışsınız. Kara Mehmet Hassalı” .

Ben de adama dönüp sordum : “Hassalı olduğu kesin mi ?”

Dedi : “Bunu burada herkes Hassalı olarak biliyor”.

Milli Mücadele Nur Dağlarında başlamış ve ilk kurşunu da burada 19 Aralık 1918’de atılmıştır. (Bu durum Genel Kurmay Başkanlığı tarafından onaylanmıştır.) Karakese Köyü’nde Mehmet KARA tarafından atılmıştır. Kitaplar ne yazarsa yazsın, Dörtyollularca, Mehmet KARA Hassalı (Tiyek Köyü’nden) olarak bilinmektedir. Hanımı da Hassalıdır (Tiyek Köyü).

ATATÜRK’ÜN HASSA’YA GELİŞİ

Görüştüğüm bazı kişiler Atatürk’ün Hassa’ya geldiğini büyüklerinden duyduklarını söylediler. Elimizdeki yazılı metinlerde de bazı ip uçları var. Buna göre; 31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım Orduları Karargâhı Merkezi ile Halep kuzeyinden Adana’ya hareket ettiği biliniyor. Halep’i işgal etmiş olan İngilizler, “Suriye hududu Maraş kuzeyinden geçer” diyerek Grup Kumandanının da kendilerine teslimini istiyorlardı. M.Kemal Paşa ise Antakya-İskenderun’un (Hatay’ın) Suriye dışında ve Türklük bölgesi olduğunu ileri sürerek direniyordu. Bu şartlar altında 07 Kasım 1918’de Adana’ya vardı (F. KIRZIOĞLU.Türk İnkılâp Tarihi. 1982.).

03 ve 05 Kasım 1918 tarihli telgraflarının çekiliş merkezi olarak Adana yazılmaktadır. Buradaki anılan yerden maksat Adana il sınırları içidir. Kesinlikle vilayet merkezi değildir. O zamanlar Hassa ve İslahiye’nin Adana iline bağlı Cebel-i Bereket sancağının birer kazası olduklarını unutmamak gerekir. Telgrafların çekildiği merkezdeki personelle telgraflarda adı geçen isimleri karşılaştıracak kadar bilgiye ulaşamadık. Ulaştığımızda telgrafların çekildikleri merkezlerin tespit edileceği kanaatindeyim.

Gazi Mustafa Kemal Paşa Kurtuluş Savaşından sonra Adana’yı ilk ziyaretinde “Bende Kurtuluş Savaşının ilk duygusal girişimi bu memlekette, bu güzel Adana’da doğdu” demiştir. 03 Kasım 1918 tarihli telgrafıyla Milli Mücadele’yi başlatmıştı. Bu gün Hatay’ın ilçesi olan Hassa, o tarihte Adana’ya bağlı idi. 03 Kasım ve 05 Kasım 1918 tarihli telgrafların Hassa’dan çekildiği ihtimali yüksektir.

Atatürk’ün Dörtyoldaki çiftliğinden Karafakılı köylülerine 800 dekar arazi vermiş olması da iddialarımızı desteklemektedir. Nur Dağlarının doğusunda Hassa, batısında ise Dörtyol Milli Mücadele içinde çok önemli bir yer tutmuş olmalarına rağmen ders kitaplarında yer verilmemiştir.

15 KASIM MI, 01 OCAK MI, 05 OCAK MI? Yoksa…

Araştırmalarımızda 15 Kasımla ilgili hiçbir belge ve bilgiye rastlamadık. Hassa’nın kurtuluş gününü kutlamaya ilk başlayan komisyon üyelerinden biriyle(Emekli İlköğretim Müdürü Mustafa KARA) görüşüp sorduğumda: 15 Kasıma nasıl karar verdiniz? Nereden bilgi edindiniz? Dedi “ O zamanki tahrirat katibi Mustafa SEYREK, kurtuluş günü kutlayalım” dedi. Elimizde hiçbir belge ve bilgi yoktu. 15 Kasım tarihini öylece kafadan attık.

Diğer tarihler için çeşitli kaynakları karşılaştırdım. Bunlar:

1-Genelkurmay Başkanlığı yayınlarından “Şehir ve Kasabaların Harp Bölgeleri, Bombardıman İşgal ve Kurtuluş Tarihleri 1911-1922, 1977”. Bu eserde kurtuluş günü açık ve net olarak 01 Ocak 1922 olarak belirtilmiştir.

2-“Adana Havalisi Kumandanı (Muhiddin)’nın Genelkurmay Başkanlığına çektiği 19.12.1921 tarihli yazı” . Buna göre : ‘Fransız Tahliye Komisyon Reisi Albay Patla’dan 16.12.1921 tarihli gelen tezkerede Ankara İtilafnâmesi’nin sınıra ait sekizinci maddesini zikrettikten sonra itilafnâme mucibince sınır belirleme komisyonlarının 04.01.1922’ye kadar mesaisini ikmâl etmesi icap ettiğini..’ belirtmektedir. Ancak 19.12.1921 tarihli bir belgeye dayanarak Kurtuluş Gününün 05.01.1922 olduğunu söylemek akılcı değildir.

3-“Zeki SARIHAN, Kurtuluş Savaşı Günlüğü. Öğretmen Yay. Ankara. 1996.” Bu eserin çeşitli sayfalarında kurtuluş günü olarak 01.01.1922 tarihi zikredilmektedir.

4-“Nuri Aydın KONURALP, Hatay Kurtuluş ve Kurtarış Mücadelesi Tarihi. İskenderun. 1996.” Nuri Aydın bey, içinde bulunduğu savaşı, mücadelelerini, gördüklerini ve duyduklarını tarih bilgilerine göre kaleme almıştır. Yaşadıklarını günü gününe yazmadığı için olayların tarihlendirilmesi sağlıklı yapılamamaktadır. Olayları takip ettiğimizde şöyle bir sıralama yapabiliriz: Maraş’a giden Nuri bey ve müfrezesi, orada bir süre kaldıktan sonra tekrar Hassa’ya geldiler. Sınır Tahdit Komisyonu işini bitirene kadar Köroğlunun Geri’nde kaldılar. Sonra yıl sonuna doğru tekrar Maraş’a gelerek kışı orada geçirdiler.Yaz gelince Nuri bey ve kardeşi tekrar Hassa’ya geldiler (1922).

02.01.1922 tarihinde Kuvayı Milliye çete kumandanlığı vazifesine son verildi ve serbest kaldı. (sayfa 201).

Hudut Tahdit Komisyonunun işi 02 Ocaktan önce bitmiş olması mantıklıdır. Çünkü daha sonra Maraş’a gidecek, oradaki 2.Kolordu kumandanlığına varacak ve kuvayı Milliyedeki görevine son verilecektir. Yani bu eserdeki bilgiler de kurtuluş gününün 01.01.1922 olduğunu desteklemektedir.

Bu bilgilere göre kurtuluş günü 01.01.1922’dir.

TARİH, GELECEĞE BİLGİ VE BELGE SUNARAK IŞIK TUTMALIDIR

Bu nedenle görevlerimiz arasında hukukun yerine getirilmesine yardımcı olmak için Ermeni yalanlarına karşı kendi çapımızda tokat gibi bir cevap vermeliyiz. İleriki yıllarda milletlerarası mahkemelerde açılabilecek muhtemel hak arama davalarında bir delil oluşturalım. Mehmet ASAF’ın “1909 Adana Ermeni Olayları ve Anılarım “ kitabından kaynak olarak yararlanılmıştır.

HASSA’DA TARİH ARAŞTIRMANIN GÜÇLÜĞÜ

Hassalı savaşçılardan geriye yazılı bir metin kalmamış olup; onlar hayattayken birileri çıkıp anlattıklarını kaleme almamıştır. Oysa Hassa’da tarih öğretmenleri yok değildi.

Hassa’ya gelen çeşitli mücahitlerden bazıları hatıralarını kitap olarak bastırmışlardır. Bu gelen kişiler Hassa’nın merkezinde kalmışlar, Nur dağlarındaki mücahitlerle pek ilgileri olmamıştır. Onları tanımamışlar ya da aradan geçen uzun zaman nedeniyle isimlerini unutmuşlardır. Mesela bu unutulanlardan biri Ökkeş ERGÜNEŞ’tir . Bu kişi kaynaklardaki bilgiler araştırılmadan kabul edildiği için bazı yazılara yanlış olarak Haydar GÜNEŞ’in babası olarak geçmektedir. Dağda güç şartlarda çarpışan mücahitlerin adlarını araştırıp, yazmak istedim. Çünkü yazılı kaynaklar misafirlerce kaleme alındığı için bahsettikleri kişiler, onlara iaşe, ibate vs. sağlayan kişilerdir. Savaşçı mücahitlerle Güllükaya’da buluşmuşlar ve sonuç ortada: En seçkin mücahitlerden olan, meşhur baskını gerçekleştiren 17 Hassalının adları bile bilinmiyor.

ALİ COŞKUNER